Ambarını doldurup gitti… (İsmail Ambarlı’ya binler rahmet)

Geçtiğimiz yaz, Ankara’da bulunan kadim Nur talebesi ve Yeni Asya’nın kırk yıldır arşivini yapan İsmail Yaman ağabeyden hem o eski arşiv gazetelerini almış, hem de kendisiyle bir röportaj yapmıştık. Orada Risale_i Nur’u nasıl tanıdığına dair sorumuza şöyle cevap vermişti: “1963 senesi ben bir Amerikan şirketinde çalışıyordum. İsmail Ambarlı kardeşle komşu idik. Bir gün bize, Diyanet’ten Mustafa Öztürk ‘Akşam bir yere gideceğiz, gelir misin?’ diye teklifte bulundu. ‘Gelirim, ama mevzu ne?’ dedim. Dinî bir sohbet olduğunu duyunca hemen kabul ettim. İsmail Ambarlı’yı aldık. Bir arabaya beş kişi sıkıştık, gittik. Bir eve selâm vererek girdik. Baktık ki evde ne sandalye var, ne koltuk; minderler yere dizilmiş. Samanpazarı’nda bir dershaneydi. Said Özdemir’le orada tanıştık. O zamanlar Ankara’da haftada bir ders olurdu.”

İşte o röportajda ismi geçen İsmail Ambarlı ağabeyimizin vefat haberini bayramın ikinci günü akşamı aldım ve hislendim.

Yakînen münasebetimizin olduğu kadim ağabeylerimizden; rahmetli Mustafa Özsoy, Refik Koçak ve halen hayatta olan İsmail Yaman ve Durmuş Irkılata ağabeylerden onun ismini çok duyar ve onunla alâkalı çok hatırayı dinlerdim. O dört ağabey, onunla 50 senedir hukukları olan, aynı akran, nur dâvâsı arkadaşıydılar. Özsoy ağabey ayrı, Refik ağabey ve diğer ağabeyler ayrı anlatırdı. Tam bir kahraman ve fedai olan İsmail Ambarlı ağabeyimizin yaşadıkları bir romana sığmaz belki.

Bediüzzaman Hazretleri Ankara’da kaldığı Denizciler Caddesindeki Beyrut Palas Otelinin merdivenlerinden inerken Üstadı tanımış, eski hayatında ise tam bir külhanbeyi olan, her zaman haksızlığa karşı duran bu zat, Üstad ile orada göz göze gelince birden hayatı değişmiş ve o “Çankaya” lakaplı o külhanbeyi, artık Nur’un en gözüpek fedai ve hizmetkârlarından biri oluvermişti.

Keyfî olarak yasak ve baskıların en koyusunun tatbik edildiği o günlerde, hiçbir şeyden korkmayarak, ağabeyler tarafıdan kendisine verilen her hizmeti yapmıştı.Nur_u İslâmı neşretmek için elinden ne geliyorsa yapıyordu. Hatta, o ağabeylerimizin bana anlattıkları ve unutamadığım birşey de, o zamanın bazı meşhur artistlerine mektup yazıp, onları hidayete davet etmesiydi.

Birçok kez atıldığı hapislerde ve ayaklarına pranga bağlanıp hücre hapsinde yattığı_ günlerde dahi dâvâsından hiç taviz vermemiş, zor günlerin kahraman bir fedakâr ağabeyi idi. Kendisini yıllardır gıyaben tanıdığım İsmail Ambarlı ağabeyle, daha sonra biriki defa görüşmüştük.

Konya Meram’daki evinde, komşularınca durumundan şüphelenilmesi üzerine, yine “ağabeyim” dediği çilekeş Nur talebesi, dâvâ arkadaşı rahmetli Mustafa Özsoy ağabeyin en küçük oğlu Fatih tarafından kendisine ulaşılarak, vefat ettiği öğrenilmiş.

Allah rahmet eylesin. Makamı Cennet olsun! Rabbimiz çok çektiği elemli günlerden sonra, kabrinden başlayıp, Cennete kadar, o elemlerin lezzete dönüştüğü meyvelerini yemeyi nasip eder inşaallah!

 Osman Zengin

osmanzengin@yeniasya.com.tr