İyi Bir Kadın Nasıl Olmalı?

İyi Bir Kadın Nasıl Olmalı?

            İyi bir kadın munis ve halim selim olmalıdır.

            İyi bir kadın geçim ehli olmalı,iyi geçinmenin yollarını aramalıdır.

            İyi bir kadın, münakaşa ve kavgayı sevmeyen ve onlardan nefret eden kadındır.

            İyi bir kadın güler yüzlü olmalı. Yüzü hep gülmelidir. Yüzü güldükçe yüzünde güller açmalıdır.

            İyi bir kadın her mevzuyu kocasıyla konuşan, gerektiğinde onunla tartışan, ama ses tonunu sertleştirerek, yükselten kadın olmamalıdır.

            İyi bir kadın her gün güzel giyinen, temiz olan, her gün banyo yapan, güzel kokular süren kadındır.

            İyi kadın başkaları için değil, kocası için güzel giyinen ve kocası için güzel kokular sürünen kadındır.

            İyi kadın kitap okuyan ve tefekkür eden kadındır.

            İyi kadın kocasının meziyetlerini gören onu takdir eden, onu metheden Ve kocasını tenkit etmeyen kadındır.

            İyi kadın her şeye burnunu sokmayan, her şeyi münakaşa mevzuu yapmayan kadındır.

            İyi kadın kocasının yokluğunda onu özleyen, akşam kocasının eve gelmesini dört gözle bekleyen kadındır. Eve kocası gelince yüzünde gülümsemelerle güller açan; benim refikim geldi, benim hayat arkadaşım geldi, benim maşukum geldi diyerek sevinen kadındır.                                                                İyi kadın müşfik olan, kocasına şefkatle alaka besleyen. Kocasının üstüne titreyen kadındır. Ve onu hiçbir zaman hayatında rakip gibi görmeyen; iyilik ve kötülüklerde benim hayat arkadaşımdır. Hayatın iyi ve kötü yükünü biz beraberce omuzlarız diye düşünerek kocasına bakan kadındır.

            İyi kadın kocasına aşık ve onu seven kadındır. Kocasına muzaaf muhabbet besleyen kimsedir. Kocası için yaşayan. Onu incitmekten yılandan akrepten kaçar gibi kaçan kadındır.

            İyi kadın kocasıyla aralarında bir mübayenet olan mesele olursa, onu kavga vesilesi yapmadan dengeleyen, karşılıklı taviz müessesesini evde tesis eden akıllı kadındır.

            İyi kadın hislerinin ön plana çıkarmadan aklını kullanarak hislerini dengeleyen kadındır. Ne istediğini, ne istemediğini bilen kadındır.

            İyi kadın fırtına gibi kaos olan münakaşa ve kavgalardan korkan onlardan çekinen kadındır. İyi kadın ihlaslıdır. Rıza-i İlahiyi hiç unutmayan. Ahirette vereceği hesabı devamlı düşünen İnsandır. Ve yaptıklarımın iyi veya kötü amellerimin karşılığını mutlaka  ahiret de göreceğim, öyle ise bu fani dünyada öyle hareket etmeliyim diyen kadındır.

            İyi kadın Hz. Hatice’yi, Hz. Aişeyi, ve diğerlerini rehber alarak yaşayan kadındır.

            İyi kadın hislerinin esiri olmadan, arzularının makullerini isteyen, makul olmayanlarından vaz geçen kadındır.

            İyi kadın İnatçı ve anut olmayandır. Ve Hak’ta sebat gösteren kadındır. Ve hemen münakaşa ve kavga etmeyen kadındır. İyi ve kötüyü ayırabilen ve bunu ayırırken bir miyar ve ölçüsü olan kadındır. Hissi ve İnadıyla hüküm vermeyendir.

            İyi kadın kat’a ve asla “ya o, ya ben” demeyen ve o cümlenin cehaletin ve dalaletin bir tuzak cümlesi olduğunu bilendir.

            İyi kadın evlilik müessesesinin çok ulvi ve yüksek olduğunu bilen ve o müessesenin basit bir mülahaza ile veya basit bir hadise ile yıkılmayacağını bilen ve ona göre hareket eden kadındır.

            İyi bir kadın karı koca arasında çıkan bir marazın sebeplerini düşünen, eğer o sebep kendinden ise, onu bir daha tekrarlamayan, eğer kocasından kaynaklanan bir sebepten dolayı maraz çıkmış ise, bunun telafisi için çareler arayan geçim ehli bir kimsedir. Evliliğini tesadüfü gerekçelere bırakmayan. Çareler arayan kadındır.

            İyi kadın hatasını bilen, hatalarından dolayı kocasından özür dileyen kadındır. İyi kadın hep iyi adımı karşısındakinden beklemeyen evvela ve bizzat ilk iyi adımı kendisi atan, ondan sonrada karşısındakinden adım bekleyen kadındır. İyi kadın izzetlidir, izzetini nefs-i emaresine heba ettirmez. İyi kadında gurur ve kendini beğenmişlik olmaz. O mütevazıdır. Kocasına da, her hangi bir kimseye karşıda üstünlük iddiasında değildir, olmamıştır da.

            İyi kadın zamanın kıymetini bilir. Zamanını iyi değerlendirir.

            İyi kadın kocasına destek olur köstek olmaz. Evi bir mahpushaneye çevirmez. Evliliği bir işkence makinesi haline sokmaz.

            İyi kadın misafir sevendir. Misafire hürmetle hizmet edendir. Hizmete ihtiyacı olduğu zaman kocasından yardım talep edendir. Hiçbir zaman kocasına misafirden dolayı kızmayan dır.

            İyi kadın katiyen başkaları yanında kocasına kızmayan ve kocasını başkalarının yanında tenkit etmeyendir. Konuşacağı bir mesele varsa, kocasını ikaz edeceği bir olay varsa onu yalnız kaldıkları zaman kemal-i İhlas ve samimiyetle bir muavin ve zahir anlayışıyla kocasına anlatmaktır.

            İyi kadın kocasıyla kendisini ayrı olarak düşünmez. Her şeyi her olayı beraber mütalaa eder. Biz kocamla bir vücut gibiyizdir mülahaza eder. Kocasını tenkidi kendi vücudunun bir parçasını tenkit etmiş olarak kabul eder. Kocam benim perdemdir. O benim namusumdur. O benim, ben onun tamamlayıcısıyım diye düşünür.

            İyi kadın monoton olmaz. İyi kadın alışkanlıkla, ünsiyetle evliliğini sürdürmez. Kırk sene, kırk beş senelik evliliklerini sanki dün evlenmişler, sanki geçen hafta evlenmişler gibi, birbirlerine o arzu ve sevgiyle bakarlar. Kocası İyi kadının yüzüne baktığında, yüzüne bir meserret, ve saadet gelir, yüzünü mesruriyet kaplar. O senin, sen onun saadetisindir bilir. Bu yazılanları okuyunca bunlara hayal ile değil, hakikatin tamamlayıcı birer parçası diyerek bakar ve kabul eder. Ve hayatına bu düsturları birer, birer geçirir.

            İyi kadın idealist olur. Bir şeye inanmayanın, bir gayesi olmayanın ot gibi, solucan gibi olduğunu bilir. Solucan hayatından kurtulmak için bir ideale samimi yapışır, böylelikle de kocasının idealini anlayabilir. İdealinin hazlarını veya sıkıntılarını paylaşabilir. İyi kadın zaten şunu mutlaka bilir ki, idealist kocasının ideallerini paylaşmazsa vazifesini yerine getirmez, getiremez böylece de bir manevi boşluk, bir vakum meydana gelir, bu vakum bir çok güzelliği yutar, göstermez. O zaman da hakiki saadet bulunmaz ve yaşanamaz.

            Mesela;

            Bir doktor karısı, kocasının çok çalışmasındaki yorgunluğunu, bu yorgunluğun sebep olduğu bazı olayları bilmelidir. Bildiği nispette müsamahakar ve  idareci olur. Ve doktor kocasının psikolojik buhranlarını ve bu buhranların sebeplerini iyi tahmin ve tahlil etmek ve iyi etmek için azami gayret sarfettiği  bir hastasının onun ruhunda bıraktığı azap tortularını ve vicdan muhasebesini okuyabilmelidir, zira okuduğu nispette merhem olacaktır, kocasını sohbetleriyle tavsiyeleriyle hafifletecektir.

            Davasına kendini adamış idealist Bir Risale-i Nur Talebesinin, davanın getirdiği bütün sıkıntılar sadece onun zayıf omuzlarında olmamalıdır. Hizmetteki geniş haz ve lezzetle beraber,  manevi sıkıntıların ve üzüntülerin olduğunu bilerek, o kocaya şefkat kanatlarını germelidir; dertlerine ortak olmalıdır, onun karşılaştığı ahvallerin manevi sıkıntısının hiç olmazsa bir kısmını onun sırtından aşağı indirmelidir. Bunu yapacak en iyi refika, dost onun karısıdır. Karısı da onu yalnız bırakırsa, evliliğin ne manası kalır ki…

            Kadın sadece bir şeyler istemek için yani evin kiler müdürü, depo amiri değildir. Levazım memuru değildir. O dünyada ve ukbada hayat arkadaşıdır. Ebedi yoldaştır. Çocukların anası, mahrem-i mübareğidir. Canıdır, cananıdır. Kanıdır, ruhudur. Kanı o İnsanı anlamazsa, o İnsan kan kanseri olur. Ruhu o İnsandan başka türlü düşünürse o İnsan deli, divane olur. Ebedi yoldaş, yol arkadaşını sırdaşı onu kıvrımlı yollarda yalnız bırakırsa o da pusulasını şaşırır, belki bataklığa düşer, çıkmaz yollara sapar. İşte aile geçimsizliği budur. Buna denir. Bu durumdan mesul kim.? Kabahatli kim.? Hesap vermesi gereken kim.? İhanet eden kim.? Fıtrata muhalif hareket eden kim? Kaosu ve fırtınayı davet eden kim? Bu tavsiye olarak söylenenler hep yaşanmışsa, yaşayan zavallının durumu nedir? Kabahat hala ondadır diyebilen cahil çıkıyor mu?.. fesuphanallah hala var?

            Bunlar “ben sizin kaldıramayacağınız yükü sizlere yüklemedim”  “sizler dosdoğru olun” “sizler Peygambere tabi olun ki, felaha, kurtuluşa eresiniz.” Diyen bir Allah’ın olduğunu düşünmüyorlar mı?

            İkinci cihet:

            Fıtratlarını değiştiren İnsanlar, İnsanlıktan hayvanlığa düşerek esfel-i safiline yuvarlanırlar. Mesela;

            Makul olarak konuşmayı yani İnsanca konuşmayı terk ederek, her şeye kızan ve münakaşa sebebi yapan kadın köpekleşmiştir. O artık her şeye, her kımıldayana hav, hav diyerek ürecektir.

            Senin her hareketini kontrol ederek tenkit eden kadın, artık akrep gibi sokmaktan zevk alan bir semm-i katil hükmüne geçmiştir.

            Senin her sözünde, senin her hareketinde bir şey bulan ve ses tonunu yükselterek seninle kavga ve münakaşa eden kadın artık eşek olmuş, eşek gibi çifte atarak tekmelemeyi vazife addetmiştir. Vay senin haline. Va esafa senin vaziyetine.

            Eve geldiğin zaman, suratını asıp oturan ve seninle konuşmayan kadın, sorduğun suallere cevap vermekten utanmayan kadın domuzlaşmıştır. O ancak homur, homur der homurdanır.

            Seni hep gıybet eden ve kötüleyen kadın çakal cinsine inkılap etmiş, senin ölmüş etlerini dişleriyle parçalayan vicdansız bir aç çakal olmuştur.

            Seni ona buna  kötüleyen, ve hiç güzel hasletlerinden bahsetmeyen, devamlı kötüleyen kadın yılan gibi sokmaktan zevk alan bir semm-i katildir.

            Yatağına yattığı zaman, hep arkasını dönen, sana bir gün bile olsa, kolunu dolamayan, sarılmayan kadın hayvanlar, hayvanıdır. Bunu yazarken bildiğim bütün hayvanları düşündüm böylesi bir cins olarak aklıma gelmedi. Onun içinde hayvanlar, hayvanıdır dedim. Demek Böyleleri hayvandan da aşağı bir mahluktur. Teemmel..

            Hayatında bir kere karın tarafından öpülmedin. Bir kere kokulanarak ne güzel kokuyorsun denilmedin. Sen ne temiz İnsansın her gün yıkanıyorsun denilmedi. Senin şu, şu huyların ne güzel denilmedi. Hep okursun, boş vakit geçirmezsin denilmedi. Hem de koca bir ömürde, bir kerecik olsun denilmedi. İnsan bir kere olsun şaşıraraktan da mı söylemez. İnsan şaşırarak adam öldürüyor. Bu hiç şaşırmadı ve söylemedi. Fesuphanallah!.. yüzün hep güler, bana hep gülerek baktın sağol demedi. Canım. Sevgilim. Hayatım. Kocam gibi bir kelimeyi ağzından bir kere olsun kaçırmadı. Fesuphanallah bu kadar kör, bu kadar gabi ve lanet bir İnsan tasavvur edilebilir mi? Bu ne enaniyet, bu nasıl bir gurur ki. Yapamam bataklığı içerisinde yok olup gitmiş. Bunların hayayla, terbiyeyle ne alakası var ki, eski kadınlar edepliydi gibi saçma sapan bir laf söylenerek işin içinden sıyrılmak isteniyor. Halbuki edeplilerin edeplisi, terbiyelilerin terbiyelisi, edebin öğreticisi bunları söylemiş ve sizde söyleyiniz demiş. İşte bu husustaki yüzlerce Hadis. Bunu söyleyenler Resulullahı değil de bu mel’anetimi örnek alacaklar. Veya alıyorlar. Eliyazubillah! Haşa Peygamberimiz değişti de benim haberim mi yok yoksa.

 İsmail ANBARLI